Arkeoloji alanında çarpıcı bir gelişme yaşandı ve bu durum Britanya tarihini köklü bir şekilde değiştirebilir. Galler’in güney kıyısında bulunan “Bacon Hole” isimli mağarada yapılan son araştırmalar, duvarlardaki kırmızı çizgilerin aslında insan eliyle yapılmış sanat eserleri olduğunu ortaya koydu. Daha önce “kayadan sızan sıradan mineraller” olarak değerlendirilen bu çizgiler, 17.100 yıl öncesine tarihleniyor ve bu keşif, tüm Kuzey-Batı Avrupa’nın en eski mağara sanatı merkezi olma unvanını kazandırıyor.
İlk olarak 1912 yılında bazı bilim insanları tarafından fark edilen bu kırmızı yatay çizgiler, başlangıçta Britanya’da keşfedilen ilk tarih öncesi mağara resmi olarak kaydedilmişti. Ancak, 1928 yılında bilim dünyası, bu çizgilerin doğal bir demir oksit lekesi olduğunu iddia ederek bu görsel sanatın varlığını sorgulamıştı. Dönemin sınırlı teknolojisi nedeniyle bu görüş kabul gördü ve eser uzun süre göz ardı edildi.
Gelişmiş uranyum-toryum tarihlendirme yöntemleri kullanılarak gerçekleştirilen son araştırmalar, Bacon Hole mağarasındaki bu pigmentlerin sıradan sızıntılar olmadığını, insan parmağıyla kasıtlı olarak yaratıldığını ortaya çıkardı. Özellikle duvarın sağ kısmındaki on yatay kırmızı çizgi, belirli bir düzenle eşit mesafelerde oluşturulmuş. Uzmanlar, bu eserlerin Üst Paleolitik dönemde, Galler’in son Buzul Çağı’nın ardından ortaya çıkan yeni iklim koşullarıyla birlikte yapıldığını belirtiyor.
Bacon Hole, dönemin zengin göçmen hayvanları için bir yaşam alanı sağlarken, ilk avcı-toplayıcı insan toplulukları için de güvenli bir sığınak görevi üstleniyordu. Bu keşif, Britanya’daki diğer tarihi buluntuları geride bırakarak, Cresswell Crags ve Cathole Cave’deki daha önceki buluntuların rekorunu kırdı. Bacon Hole şimdi, 17.100 yıllık yaşıyla Britanya’nın en eski mağara sanatı merkezi olma unvanını taşıyor.
Buna rağmen, Güney Avrupa’da daha eski sanat örnekleri bulunsa da, bu keşif Kuzey Avrupa’nın tarihine ışık tutması bakımından büyük bir öneme sahip. Şu anda milli bir doğa koruma alanı olarak yönetilen Bacon Hole için arkeologlar, bu eşsiz mirası koruma altına alma çağrısında bulunuyor. Bilim insanları, alanın “koruma altındaki anıt” statüsüne alınarak en üst düzey koruma ile desteklenmesi gerektiğini savunuyor.