Türkiye’de İşsizlik Yanılgısı: Düşmüyor, Yükseliyor!

Türkiye’de İşsizlik Yanılgısı: Düşmüyor, Yükseliyor!

İşsizlik, işgücü piyasasına yönelik doğrudan bir göstergeyi barındırdığı için, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin ekonomi politikalarının belirlenmesinde büyük bir öneme sahiptir. Enflasyonist dönemlerde sıkı işgücü piyasası problemi ile uğraşmak yerine, yükselen bir işsizlik arzu edilir. Faiz oranlarındaki artışın, işgücü piyasasını gevşetmesi ve böylece işsizlikte bir artış olması, politika yapıcıların enflasyon ile mücadele de görmek istediği şeylerin başında gelir.

Türkiye dışı bir örnek vermemiz gerekirse, ABD’de sert faiz artırımlarına rağmen, işgücü piyasasındaki sıkı görüntünün, Fed Başkanı Powell’ı ne kadar rahatsız ettiğini gösterebiliriz. Elinde hala iki faiz arıtımı sopasını sallayan Powell’ın her konuşmasında sıkı işgücü piyasası ve bir türlü artmayan işsizliği işaret etmesinin sebebi ise işte tam olarak bu.

Özellikle yüksek enflasyonun hakim olduğu dönemlerde, faiz artırım silahı ve sıkı maliye politikalarının, işsizlik üzerinde artırıcı bir etkisini görmek mümkündür. Zaten esas olarak arzulanan şey de budur.

Peki işgücü piyasasının enflasyon ile olan ilişkisi ne? Politika yapıcılar enflasyonist dönemlerde neden faiz artırımlarının işsizliği artırmasını isterler?

Adam Smith ekolü “klasik iktisatçılar” arz yönlü ekonomiye inanırlar. Onlara göre esas olan şey “talep değil, arzdır”. Para ise ekonomide, reel faaliyetlerin üstünü örten bir örtüdür. Herhangi bir maldan farkı yoktur. Sadece değiş tokuş için kullanılan diğer malların aksine, genel kabul görmüş başka bir maldan ibarettir. Bununla birlikte, talep, genellikle arz üzerinde hakim değildir. Tersi bir şekilde “Say Kanunu” ile ifade edildiği gibi, “her arz, kendi talebini yaratır”.

Bu doğrultuda “Klasik İktisat” ekolüne mensup olan iktisatçılar, “Laissez faire” diye adlandırılan bir söz çevresinde toplanırlar. “Bırakınız yapsınlar”… İşte bu söz, karar alıcıların ve o dönemki genel manası ile devletin, reel ekonomik hayata müdahale etmemesi gerektiğini, ekonomik serbestliğin tamamıyla özel sektöre bırakılmasının ekonomi için en doğru tercih olacağı temeline dayanır. Merkantilist sistemin reddi ve kapitalizmin sloganıdır!

Keynes, müdahale için yol gösteriyor

Klasik ekolün “Laissez faire” sözü, liberal bir yönetim çatısında özgür bir piyasa ekonomisi arzusunun dışa vurmuş halidir. Ekonomik hayat bağımsız olmalı ve devlet buna müdahale etmemelidir. Piyasa sistemi öyle dengeler üzerine kuruludur ki, tam istihdam dahil bütün dengeler, kısa süreli sapmalar haricinde muntazam bir denge içinde çalışırlar. Adam Smith’in “gizli eli” her şeyi tekrar yoluna koyar…

Keynes ise tam tersini söyler. Ne bir gizli el vardır ne de tam istihdam her zaman için geçerlidir. Ekonomi dengede olmadığı gibi, kendi haline bırakıldığı zaman bu dengeyi elde etmesi olanaksızdır. Devlet ya da karar alıcılar, zaman zaman ekonomiye müdahale ederek onu rayına geri oturtmalı, bunun içinde piyasa ekonomisine ters bazı kararlar almalıdırlar…

İşte bu iki ekolün temel aldığı iki zıt görüş, özgürlük ve göreceli müdahale, işsizliğin ekonomik hayat üzerindeki temel fonksiyonunu bize özetliyor.

İşsizlik önemlidir, çünkü Adam Smith ekolünü savunduğu üzere, günümüzde “her arz kendi talebini” değil, “talep kendi arzını yaratır” durumu geçerlidir. Fazlasıyla ısınmış, parasal genişlemenin olduğu, dolayısıyla da düşük işsizliğin kol gezdiği bir ekonomide, talep o kadar yüksektir ki, bir müdahale olmadığı takdirde, kısıtlı kalan arzla birlikte fiyatlar yükselecek bu da enflasyona yol açacaktır. İşsizliğin yükselmesi, hane halkının harcanabilir toplam geliri üzerinde negatif bir etkiye yol açacağı için, talepte bir azalma yaşanacak böylece düşen talep, kendi arzını etkileyeceği için enflasyonda bir yavaşlama veya gerileme meydana gelecektir.

Peki Türkiye’de durum ne?

Türkiye, kronik olarak yüksek işsizlik, yüksek enflasyon ve ‘talihsiz’ ekonomik görünüme sahip olan bir ülke. Ancak işsizlik sorunu özellikle son birkaç yıldır çözüme kavuşmuş gibi gözüküyor.

2020’nin Temmuz ayında 14,2 ile zirveye çıkan işsizlik, bugün itibarıyla yüzde 9,5 ile 2014’ün Şubat ayından beri görülen en düşük seviyeye geriledi. Yüzde 14,2’lerden yüzde 9,5’e gerileyen bu oran, bize Türkiye’de işsizliğin düştüğünü göstermesinin yanında toplam talebinde yükseldiğine dair bir sinyal veriyor…

Bu sinyal, aslında gelişmekte olan bir ülke için olumlu. Çünkü dış bir cepheden bakıldığında, ülkedeki ekonomik büyümenin, istihdam üzerindeki olumlu etkisini görmek mümkün. Ayrıca grafikte kırmızı çizgi ile gösterilen 5 yıllık işsizlik ortalamasının yaklaşık 1 yıldır altında kalan işsizlik oranı, Türkiye’de bazı yapısal reformlar dolayısıyla işsizliğin gerilediği düşüncesine yol açabilir.

Gerçekten öyle mi? Yani gerçekten Türkiye bazı yapısal reformlar yaptı ve işsizlik düşüyor mu? Hızla artan fiyatlar ve ücretler işgücü piyasasına olan arzı mı artırıyor? Yoksa, işsizlik oranları kısmen de olsa ilizyonist bir görünüme mi sahip?

Yukarıda görünen grafik, “Geniş İşsizlik Oranı” olarak ifade edilen oran, klasik “İşsizlik Oranı” hesaplamasının aksine daha kapsamlı bir hesaplama. Klasik işsizlik oranı olarak bildiğimiz ve 2023’ün Mayıs ayında Türkiye’de 9,5’e gerileyerek tekrar tek haneye düşen oran, son 4 hafta içerisinde işsiz olup, iş başvurusunda bulunan kişilerin oranını bize veriyor. Geniş tanımlı işsizlik ise son 4 hafta içerisinde iş başvurusu yapmamış, ancak hala işsiz olan kişilerin oranının da dahil edildiği bir hesaplama.

Dr. Mahfi Eğilmez’in “Kendime Yazılar” adlı blog serisinin “Deve Kuşu Teorisi” başlıklı yazısında konu hakkında, “Geniş Tanımlı İşsizlik” oranı için “Bizdeki gerçek işsizlik oranı, geniş işsizlik oranına yakın düzeyde” yorumu yer alıyor. Bununla birlikte Eğilemez, gelişmiş ekonomilerde, geniş tanımlı işsizlik oranı ile, normal işsizlik oranı arasındaki farkın pek de yüksek olmadığını ekliyor.

Türkiye için ise durum tam tersi. Geniş tanımlı işsizlik oranı ile, tek haneye düşen işsizlik oranı arasındaki fark, oldukça yüksek. Geniş tanımlı işsizlik, yüzde 22,5 oranında bir işsize işaret ederken, normal işsizlik oranı ise yüzde 9,5 oranında bir işsizliğe işaret ediyor. Öyleyse hangisi doğru?

Aslında, ikisi de yanlış değil ama birisi doğru. O da “geniş tanımlı işsizlik” oranı. Mahfi Eğilmez’in belirttiğine göre, gerçek oran, âtıl işgücü oranı adı altında kendisine TÜİK verilerinde yer bulan geniş tanımlı işsizlik oranı. Bu oranın, gerçek işsizliğe yakın olduğuna dair düşüne ise, iş başvurusunda bulunanların, bir süre sonra vazgeçip iş başvurusu yapmamaya başlamaları yer alıyor…

İşsizlik Oranı ve Atıl İşgücü Oranı Arasındaki Fark

Son dönemde, özellikle 2020 yılının başından itibaren geniş tanımlı işsizlik ile, normal işsizlik arasındaki farkın açıldığını görmekte mümkün.

İşsizlik Oranı ve Atıl İşgücü Oranı

Ayrıca grafikten de görülebileceği üzere, bazı dönemlerde geniş tanımlı işsizlik ile, normal işsizlik arasındaki koordinasyon tamamıyla kaybedilirken, bazı dönemlerde ise, özellikle 2020 yılında, geniş tanımlı işsizlik sert sıçramalar yaşamıştır.

Enflasyonun ortasında, işsizlikten ne haber?

Bütün bunların ardından, işsizlik artıyor mu düşüyor mu yorumunu yapmak, hangi veriye hangi noktadan bakıldığına göre değişecektir. 2014’ten günümüze doğru normal işsizlik oranına bir bakış atacak olursak, Türkiye’de işsizliği ortalamaların altında olduğunu ve işsizliğin düştüğünü söyleyebiliriz. Ancak aynı tarihler arasında geniş tanımlı işsizlik oranına bakacak olursa, işsizliğin arttığını ve özellikle zaman zaman dalga boyutlarının artarak işgücü piyasasında bazı bozulmaların olabileceği yorumunu yapmak mümkün. Ayrıca atıl işgücü oranı kısa bir süre 5 yıllık ortalamasının altına gerilemesinin haricinde kronik olarak ortalamaların üstünde yer alıyor.

Enflasyonun düşmesi için işsizliğin sert bir şekilde yükselmesi şart mı? Farklı iktisadi okullara göre farklı görüşler olmasında rağmen, sıkı işgücü piyasasının enflasyonda bir gerilemeyi engellediğinden ziyade, gerilemeyi zorlaştırdığına dair kuvvetli inançlar mevcut. Türkiye açısından duruma bakarsak, son dönemlerde ekonomistlerin, enflasyonda gerilemenin acı reçeteleri olarak lanse ettikleri şeyin, işsizlik olup olmayacağını göreceğiz. Çünkü bütün genişlemeci ekonomi politikalarına rağmen, geniş tanımlı işsizlik oranı 20’lerin üzerine çıpalınmış bir şekilde ve uzun süredir de orada duruyor…

Comments

No comments yet. Why don’t you start the discussion?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir