114 yıldır öldürülüyorlar çözüm bu değil

114 yıldır öldürülüyorlar çözüm bu değil

Önce biraz tarihine bakalım meselenin. Bugüne kadar neler yaşandı?

1910 yılında hayata geçirilen “Hayırsız Ada Katliamı.”. O tarihte İstanbul’daki 100 bin civarında köpek toplanarak, hiçbir şekilde su ve yemek bulma imkânının olmadığı, o zamanki adıyla Sivri Ada’ya taşınmış ve uzun süren çok acılı bir ölüme terk edilmiştir. Dönemin kaynakları halkın, sahil şeridindeki evlerini, adadan gelen hayvan çığlıklarına ve kokuya tahammül edemedikleri için terk etmek zorunda kaldıklarını anlatır. İki sene sonraysa belediye başkanlığı görevine gelen Doktor Cemil Paşa hatıratında; görevi teslim aldığında İstanbul’da 30 bin sokak köpeği bulunduğunu ve görev süresi boyunca bu köpekleri yavaş yavaş öldürerek yok ettiklerini, biraz da gururlanarak anlatır. Bu paylaşım, Hayırsız Ada Katliamının ardından İstanbul sokaklarında kalan tek tük köpeğin, iki sene gibi kısa bir süre içinde nasıl hızla ürediğini göstermesi bakımından çarpıcı. 2004 yılında yürürlüğe giren 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunuyla birlikte belediyelerin resmi bütçe kalemlerinin arasında; zehir, kıyma ve pompalı tüfek kalemleri yer almış ve sokak hayvanları düzenli olarak avlanarak ya da zehirlenerek yok edildi. Gördüğünüz gibi yaklaşık 114 yıldır sokak hayvanlarının sistematik bir biçimde öldürülüyor olması, nüfusun kalıcı olarak kontrol edilmesini sağlayamadı. Dolayısıyla tarihsel perspektif net biçimde ortaya koymaktadır ki çözüm; doğanı öldürmek değil, doğmasını engellemektir.

Peki az önce bahsettiğiniz kanuna rağmen nüfus neden kontrol altına alınamadı?

5199 sayılı Kanun, görev ihmali olan (hayvan bakımevi kurmayan, kısırlaştırma yapmayan) belediyelere yönelik hiçbir ceza maddesi içermiyordu. 7332 Sayılı Hayvanları Koruma Kanunu ile Türk Ceza Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun görüşmeleri sırasında oluşturulan  TBMM Araştırma Komisyonu’nun raporunda; “Nüfusu 25 binin üzerinde olan bütün belediyelerin, derhal kendi ‘kısırlaştırma üniteleri ve bakımevlerini kurmaları’ hükmü yer alıyordu. Ancak, bu madde maalesef yeni 7332 Sayılı yasada yer almadı ve belediyelere 3-4 yıl ek süre tanınarak, kanuni yaptırım ötelendi. Tanınan bu ek süre nedeniyle, belediyeler kısırlaştırma merkezleriyle bakımevlerini kurmadılar. Kanunun yürürlüğe girmesinin ardından 20 yıl geçmiş olmasına rağmen, bugün 1393 belediyenin yaklaşık 1200’ünde halen daha söz konusu üniteler bulunmuyor. Sonuç olarak belediyeler bir kısım sokak hayvanını öldürüp bir kısmını başka belediye sınırlarına, dağa, ıssıza bırakırken kontrolsüz üremeyle hayvan sayısı artmaya devam ediyor. 

Büyük barınaklar çözüm mü?

Bazı büyük şehirlerde büyük ölçekli barınaklar inşa edildi. Öncelikle, bir barınak ne kadar büyük ölçekli olursa olsun, bir il sınırları içindeki on binlerce hayvanı alabilecek kapasitede olmasının mümkün olmadığını belirtelim. Ayrıca binlerce hayvanın; yeterli hijyen sağlanarak uygun koşullarda bakılması imkansız denebilecek kadar zor ve maliyetlidir. Dolayısıyla, iyi niyetlerle hizmete sokulan pek çok bakımevi maalesef bir süre sonra hayvanlar için toplu ölüm merkezleri haline dönüşmüştür.

Hayvanları karne hediyesi ya da bahçeli bir evin tamamlayıcısı gibi alıp, sonra bakamayıp sokağa terk edenler… Bunu önlemek için hayata geçen çip uygulaması işe yaramadı mı?

Para cezaları düşük kaldı ve uygulanmasında sorun var. O nedenle, çipleme, hayvan terki konusunda beklediğimiz etkiyi yaratamadı.

Kırsaldaki üreme sorunu ilçelerde nasıl bir sıkıntı yaratıyor?

18 binden fazla köyde, tarım ve hayvancılıkla uğraşan milyonlarca vatandaşımızın bağını, bahçesini, sürüsünü korumak için beslediği yüz binlerce köpeği var. Bu korumacı sahipli köpekler doğurdukça, köylüler yavruları en yakındaki ilçeye götürüp bırakır. Bu yaygın uygulama, illerin dış çeper ilçelerindeki köpek nüfusunun artışındaki en temel neden. Kırsaldaki sahipli hayvanların kısırlaştırılmasına yönelik bir düzenleme yok. Bu üremenin kontrol edilmesi hayati önem taşıyor.

Bugün bu sorun neden bu kadar tartışılıyor?

Aslında sokak hayvanı popülasyon kontrolü konusu, hayvan hakları örgütlerinin hep gündemindeydi. 2004’ten bu yana 20 yıldır kısırlaştırma sorumluluğunu yerine getirmeyip, günü kurtarmak için sokak köpeklerini toplayıp, birbirlerinin bölgelerine, dağa, ormana, kırsala bırakan belediyeler, hayvanların kontrolsüzce üremelerine neden oldu. Artan nüfustan halkın rahatsız olmasıyla da, yetkililerden çözüm üretilmesi talepleri yükselmeye başladı. Biz hayvan hakları örgütleri, bu konuda çok uzun zamandır talepte bulunmamıza rağmen sesimizi duyuramıyorduk. Halkın talebi, yetkililer nezdinde karşılık buldu.

Bir de şunu söylüyorlar: Batı’da sokakta sahipsiz köpek gördünüz mü hiç?

Bu coğrafyada, sokak hayvanları ve hatta yaban hayvanlarının bakılması ve korunması için vakıflar kurulmadan çok önce, halkın sahipsiz canları koruyup gözettiğini Fransız seyyahların seyahatnamelerinden öğreniyoruz. 1665 yılında İstanbul’a gelen Fransız seyyah Jean de Trevenot, varlıklı kimselerin ölürken miraslarından bir miktar parayı sokak köpeklerini sürekli doyursunlar diye mahalle kasaplarına bıraktıklarını yazar. Yine 18. yüzyılın sonlarında İstanbul’a gelen Gezgin Olivier, bazı yurttaşların köpeklerin beslenmesi için belli bir miktar para vasiyet ettiklerini belirtmiştir. Dolayısıyla, bu toprakların vicdanlı merhametli insanları; Avrupa’da kuduz naralarıyla hayvanlar toplu halde gaz odalarında yok edilip boya, ilaç, parfüm ve biyokimya alanlarında hammadde olarak kullanılırken, kendileri öldükten sonra da sokak hayvanlarının bakımını garanti altına almaya çalışacak kadar yüksek haysiyet ve insani değerlere sahiptir. Kısacası, bu toprakların öz kültürü, hayvana zulmedilmesini veya insan konforunun sağlanabilmesi için toplu halde yok edilmelerini onaylayabilecek bir kültür değildir. Batı kültürünün dayatmaları sonucu yapılan yanlışlıklar ve dönemsel zorunluluklar nedeniyle gerçekleştirilen uygulamalar, bu ülkenin halkının çoğunluğunun vicdanında derin yara açıyor.

Türkiye’de kaç sokak köpeği var?

Elimizde sokak köpeği popülasyonu hakkında net bir veri olmasa da, Dünya Sağlık Örgütü’nün, “bir yerleşim biriminde, toplam nüfusun yüzde 4-5’i oranında sahipsiz hayvan bulunduğu” şeklindeki gözlemi, yurt genelindeki toplam sokak hayvanı sayısının 4.250.000 civarında olduğu sonucunu ortaya koymaktadır. Ayrıca, TBMM Araştırma Komisyonu Raporu verileri de ülkemizde yaklaşık 4 milyon sahipsiz hayvan olduğunu öngörmektedir. Yani, bazı kesimlerin 10 milyon sokak köpeği olduğu ve kısırlaştırmanın çözüm olamayacağı söylemleri tamamen bir manipülasyondur.

Hayvan haklarını savundukça sosyal medyada insanlar köpeklerin ısırdığı çocuklarının fotoğraflarını yayınlıyor. Burada hem insanın hem hayvanın zarar görmesi nasıl engellenir?

Az önce verdiğim sayının tamamının köpek olduğunu varsaysak dahi, toplam nüfusun 1 sene içinde kısırlaştırılması için bir ilçe belediyesi veteriner hekiminin günde sadece 11 kısırlaştırma yapması yeterlidir (1.393 belediyede, yılda 264 gün kısırlaştırma yapıldığı varsayımıyla). Bir veteriner hekim bir gün içinde, operasyon hazırlığı tamamlanmış, yaklaşık 20 köpeği kısırlaştırabilir. Bunun için, nüfus yoğunluğundan bağımsız olarak, tüm belediyelerinin, kendi ölçekleriyle uyumlu büyüklükteki kısırlaştırma ünitelerini kurmaları ve yeter sayıda veteriner, tekniker ve temizlik elemanı istihdam etmeleri gerekecektir. Kısırlaştırmanın, seferberlik mantığıyla tüm yurtta eş zamanlı olarak bir defada gerçekleştirilmesi çok önemlidir. Kısırlaştırılan hayvanlar, bir şekilde yemek bulabildikleri sokaklara geri dönseler dahi, sokaktaki ömürleri; çevresel faktörler, beslenme yetersizliği, ezilme, hastalıklar vs nedeniyle birkaç yıl ile sınırlı olacağından, doğal yaşam döngülerini tamamlayan hayvanların ölmesiyle nüfus hızla azalmaya başlayacaktır.

‘Cins’ hayvan üretimi de tartışmalı bir konu. Nasıl çözülmeli?

Sıkı bir şekilde kontrol edilmesi gerekli. Merdiven altı üretim ve yurda kaçak hayvan girişinin tamamen engellenmesi, lisanslı üreticiler için de, belli bir süre için, “üretim kotaları” konulması, hayvan nüfusunun bir bütün halinde kontrol altında tutulması için önemli. Ayrıca “cins” hayvan üretiminin sınırlandırılması, sokaktan hayvan sahiplenilmesini de destekleyecektir.

Comments

No comments yet. Why don’t you start the discussion?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir